NEDEN BORDER COLLIE ?
Bir çoğumuzun yaşamının bir döneminde az ya da çok hayvanlar yer almıştır. Bunlar, bazen sokaklarda bakmaya çalıştığımız, gizlice eve getirip bir süre yatak odamızda sakladığımız, bazen de aile fertleri tarafından kabul görerek, evde serbest dolaşım hakkı kazanmış hayvanlar olmuşlardır.
Uzun yıllar akvaryum balıklarından, kediye, tavşandan su kertenkelesine, hatta ıstakoza kadar, hemen hemen evde bakılabilecek her türlü canlı evimizde barınmıştır.
Ailemin çok eski zamanlara dayanan akvaryum merakı, benim sahiplenmek istediğim hayvanlar için onları ikna edebilme çalışmalarımda ciddi katkıya sahiptir.
Yıllarca çeşitli canlılarla haşır neşir olduktan sonra, belli bir dönemde, insanla olan ilişkisinin diğer canlılara göre çok daha sıcak olduğunu farkettiğim, köpekler ilgimi çekmeye başladı.
Köpek, inaılmaz bir şekilde, insanla sürekli diyalog içerisinde yaşayan bir canlıdır. Bu yakın diyalog, bende onlara karşı oluşan ilginin de temelini oluşturmaktadır.
Köpeğin yakınlığını keşfettiğim dönemlerden itibaren, evde veya çevremde her zaman köpekler bulunmuştur. İlk zamanlarda bilinçsiz olarak devam eden bu ilişki, 1989 yılında farklı bir boyuta taşınmıştır.
Hollanda’da bulunduğum o yıllarda, bir sabah BBC’de haberleri dinlerken 8-10 tane koyunu, siyah-beyaz bir köpekle yönlendirmeye çalışan, kasketli ve bastonlu bir adam haberi dikkatimi çekti. Haberin tümünü yakalayamadığımdan aslında ne olduğunu pek anlayamamıştım. Fakat adamın, koyunları büyük bir beceriyle yöneten köpeği yetiştirmek için acaip bir emek sarfettiğini ve olayın çok özel olduğu farkedildiğinden, BBC kanalında haber yapıldığını düşünmeye başlamıştım. Bir süre sonra aynı habere tekrar rastladım. Köpeklerin koyun güttüğünü çocukluğumuzdan biliyorduk, ama bu başka birşeydi, koyunlar adeta köpekten talimat alıyorlar ve buna uygun şekilde hareket ediyorlardı. Adam gerçekten efsane gibi olmuştu gözümde. Yaptığı gösteriyle de haber kanalında çıkmayı hakediyordu açıkçası.
Bir süre sonra yine BBC kanalında “One Man and His Dog” isimli programda, sürü güden köpekler arasındaki yarışma ekrana geldiğinde, bunun sadece eğitilmiş tek bir köpekle alakalı olmadığını, konunun tamamen kendine özgü bir yarışma formatında düzenlenen, ve yüzlerce köpeğin katıldığı bir aktivite olduğunu anladım.
Köpekler tamamen içgüdüsel bir davranış sergiliyordu. Sahibinin yaptığı ise, belli komutları kullanarak, bu içgüdüsel davranışları yönlendirmekti. İnsandan komut alarak birçok şey yapan köpek tanıyordum, hatta son derece yetenekli köpekler görmüş ve seyretmiştim. Ancak buradaki olay beni son derece etkilemişti, iletişim sadece köpekle sahibi arasında değildi. Üç farklı canlı türü konunun tam orta yerindeydi. Bir köpek, insandan aldığı komutlarla, başka bir canlıyı, insanın talepleri doğrultusunda yönetiyordu. Hayranlık uyandıracak bir iletişim örneği ve aslında son derece derin bir algılama yeteneğiydi, sergilenen.
1989 yılında başlayan bu ilgi, çeşitli sebeplerle 2002 yılına kadar sadece izleme ve teorik bilgi toplama şeklinde devam etti. 2002 yılında edindiğim bilgi birikimimle beraber, yıllarca takip ettiğim Border Collie ırkına sahip olma ve onunla çalışma imkanına kavuştum.
Irka olan ilgimin artışındaki tek sebep, sürü gütmedeki becerisi yada birçok köpek otoritesinin ifade ettiği gibi “akıllı” kabul edilmesi değildi, uzun yıllar yaptığım gözlemler sonucu, yanlış verildiğini düşündüğü komutları bile, sahibiyle göz teması kurarak teyit edebilecek kadar derin olan “algılama” yeteneğiydi, ilgime sebep olan.
Border Collie, sadece sürü gütme işinde değil, insan ve köpeğin ortaklaşa yaptığı birçok aktivitede faydalanılabilecek potansiyele sahip bir ırktır. Bu potansiyelin, köpek sahibi tarafından, kendi bilgi ve becerisi çerçevesinde şekillendirilebiliyor olması ise, ayrı bir motivasyon kaynağı oluşturmaktadır.

